Klasikler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Klasikler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Aralık 2016 Perşembe

GURUR VE ÖNYARGI (JANE AUSTEN)

Selam  arkadaşlar ben calypso:-)
Bu haftaki paylaşımım çok çok sevdiğim bir kitap olacak. Açıkçası klâsik kitap tutkumun başlangıcı olan kitap diyebilirim . Bu paylaşım için normalden daha fazla özenmek istedim umarım bunu becerebilirim . (Son olarak küçük iki not  :
Öncelikle bu kitabı güncel dizilerden birinde sıkça bahsedildiği için okumadım en 7 kez olmak kaydıyla lise 1.sınıfta okudum. Son olarak ta kitap bir çok kez sinemaya uyarlandı size bu filmlerden bir kaç küçük kare göstermek istedim vr filmleride izlemenizi tavsiye ederim .)

Evet gelelim kitabımıza ,kitabımız GURUR VE ÖNYARGI başlıkta da gördüğünüz gibi




Ana karakterlerimiz Elizabeth BENNET ve Fitzwilliam DARCY

Herşey darcy 'nin en yakın arkadaşı bingley 'nin elizabeth ve ailesinin yaşadığı taşraya taşınınca başladı .Darcy elizabethve ailesiyle bir baloda tanıştı . Ailesinin sığ ve görgüsüz tavırlarının yanısıra annesinin bitmek bilmeyen iltifatlarını alan darcy bu ailenin bayağı bir aile olduğunu kızları ne kadar güzel olursa olsun asla bir hanımefendi gibi olamayacaklarını düşündü.
En yakın arkadaşı bingley o baloda elizabeth'in ablası ve civarın en güzel kızıyla defalarca dans edince,Darcy arkadaşını uyarmayı aklına not etti. Danstan sonra Darcy'nin yanına gelen Bingley elzabeth'in de çok hoş bir hanım olduğunu neden onunla dans etmediğini sordu ve Darcy elizabeth'in sıradan bir güzeliği olduğu yanısıra hanımefendi olacak nitelik ve gururu olmadığını söyledi, bu sözleri duyan elizabeth geldiği andan beri kibirli ve kendini beğenmiş olduğunu düşündüğü beyefendi hakkında hiçte yanılmadığını bay Darcy 'nin tam bir kibir abidesi olduğuna emin oldu.

Darcy ülkenin sayılı arazilerinden birine sahip olan kültürlü,soylu ve zengin bir adamken elizabeth orta halli ,görgüsü az,taşrada yaşayan ve kalabalık bir aileden gelmektedir. Buna rağmen elizabeth okumayı seven annesine ve -jane hariç- kız kardeşlerine rağmen görgülü ve gururlu bir kızdır.
Birbirlerine karşı önyargıları olan bu ikilinin arası bir zaman sonra kasabaya gelen ordu içinde görev alan bir subay nedeniyle iyice açılır. bu davetsiz misafir Darcy hakkında neler biliyor?
Darcy ve elizabeth arasındaki olaylar nasıl çözülecek?
zamanla aralarındaki aşk ve tutkunun ortaya çıkacağı ikiliden hangisi aşk'ı hangisi gurur'u tercih edecek ?

Bunun gibi binlerce sorunun cevabı bu iki inatçı keçinin yer aldığı kitapta okumanızı kesinlikle tavsiye ediyorum bu dönemin bile en güzel aşk örneklerinden olan bu kitabı yıllar yıllar önce kaleme alan jane austen'a binlerce kez teşekkür ederim bu güzel kitabı bizlere sunduğu için .

Evet düşündüğümden kısa oldu ama gerçekten hiç spoiler vermek istemedim olay gurur yaptılar ,sonra itiraf ettiler mutlu son gibi olmadığı ve  arada bir sürü olay geçtiği için okumanızı bir kez daha tavsiye ederim emin olun pişman olmazsınız.

Bir dahaki yayında görüşmek üzere kendinize iyi bakın.
Keyifli okumalar ...







31 Ağustos 2016 Çarşamba

YAPRAK DÖKÜMÜ (REŞAT NURİ GÜNTEKİN)

Selam arkadaşlar ben calypso :-)

Geçen hafta paylaşım yapamadığım için hepinizden çok özür dilerim ...
Verdiğimiz bu aradan sonra aslında sizlere daha güncel bir roman getirmek istemiştim ama yine bir klâsik aşkına yenik düştüm ve işte karşınızda türk edebiyatının en ünlü eserlerinden yaprak dökümü

 (her ne kadar bu kadar ünlü olmasının sebebi adını kopyalamak dışında bir şeyini benzetemedikleri dizi olsa da biz sadece kitap olarak ele alalım :-) )

Yaprak dökümü bir ailenin yavas yavaş çöküşünü anlatır . Koca çınar olan babanın içini kemiren kurtları, hevesleri uğruna herşeyi kaybedip bir bir düşen yaprak olan evlatları ...

Ana karakter  Ali Rıza bey namusli,onurlu,sakin bir insandır. Çalıştığı işyerinden istifa eder nedeni ise hayat felsefesine uymayan ahlaksız davranışlardır. Ali Rıza bey'in istifasını kendi gibi yetiştirdiği oğlu şevkette destekler ama eşi hayriye hanım bundan pek memnun kalmaz tâbi.

Şevket ailenin tek erkek çocuğudur,babasının istifasından kısa süre sonra bir bankada iyi bir maaşla iş bulur ve artık koca çınar olma rolü ona geçmiştir.
Kısa süre sonra ferhunde adında pek te düzgün olmayan hafif meşrep bir kadınla evlenir ve ailenin çöküşü başlar.

Ferhunde eğlenceye düşkün bir kadındır ve zamanla evin ortanca kızları olan leyla ve neclayı da kendine benzetir.
Kızların bozulan ahlâklarının yanısıra kurulan sohbet masaları ve harcanılan paralar evin ekonomisini de sıkıntıya sokar.

Evin en büyük kızı olan fikret bu durumdan rahatsız olup dul bir adamla evlenir veee ailenin sonbaharı gelmiş ilk yaprağı da düşmüş olur.

Fikretten sonra Şevket te bankadan aldığı borçlar sebebiyle zor durumda kalır ,borcu ödeyemez ve hapse girer.
Ferhunde de kocasının hapse girmesiyle evi terkeder.
Yapraklar bir bir dökülür...

Otoritenin tekrar babasına geçmesi ile evin kızları sıradan hayatlarına döner ama burda bitmedi tabiiki ...
Necla zengin sandığı bir adamla evlenir,adam araptır ve bu durumla leylaya çok fazla hava atar fakat kocası hakkındaki  gerçekleri sonra öğrenir ,çok pişman olur babasından yardım ister zira kocasının bir kaç karısı daha vardır ve çok varlıklı değildir.
Leyla da zengin bir avukatın metresi olur.

Ali Rıza bey'in ailesi iste böyle dağılır daha bir çok olay olmuştur fakat o kadarı da sürpriz olsun bence :-)

Yaklaşık 5-6 yıl süren türk yapımı dizi sayesinde çok uzun sanılan roman aslında bayağı kısadır. Okumanızı tavsiye ederim .

Bir dahaki yayında görüşmek üzere kendinize iyi bakın :-) :-) :-)

18 Ağustos 2016 Perşembe

MADAM BOVARY (GUSTAVE FLAUBERT)


Selam arkadaşlar ben calypso :-)

Yaniii Bugün günlerden klâsikler günü :-)
Umarım hepiniz iyisinizdir.
 Bende bu aralar yoğun bir tempo ile yaşıyorum ve bu nedenle kitaplar konusunda biraz ara vermek zorunda kaldım . Ama bu açığı kapatmak için yıllardır yaptığım birikimler işime yaramıyor desem yalan olur .

Bugün sizlere bol ihtirasli,şehvetli bir kadın getirdim ; MADAM BOVARY 
Madam bovary elinde olan hayattan bir türlü zevk alamayan arayış içinde olan ve bu arayış sonucu hayatını çıkmazlara sokan bir kadını anlatır.


İşin ilginç yanı bizde de çok benzer bir kitap vardır,  tabiiki birebir aynı değildir ama ana fikir kesinlikle aynı tahmin yürütebiliyor musunuz? Cevabı yayınının sonunda vereceğim :-) 

Gelelim kitabımıza ; 
Baş karakterimiz emma rouault (bovary): Emma naif,duygusal,aşktan büyük beklentileri olan,babasıyla yaşayan bir genç kızdır.
Babasının kırık bacağını tedavi etmek amacıyla eve gelen hekimle hayatı değişmeye başlar.

Charles Bovary : aslında pek nitelikli olmayan biridir charles annesinin ısrarları üzerine tıp okur ve doktor olur, daha sonra yine annesinin isteğiyle dul ve zengin bir kadın olan 45 yaşlarındaki dubuc ile evlendirir.
Evlendikten sonra evlilikle ilgili tüm hayalleri yerle bir olan charles evin hâkimiyetini karısı dubuc'a kaptırır,her yönden onu yönlendirmeye çakışan karısı zengin fajat sağlık yönünden çok zayıf biridir ve sürekli hastadır.

Bir gün gecenin bir yarısı eve gelen kırık bacak haberinde bile kocasının gece gece gitmesine izin vermez kocasının doktorluk mesleğini ciddiye almadığını  gösterir  ve sabah gidebileceğini söyler.

Sabah yola çıkan charles, Mr. Rouault 'ın çiftliğine gider.
Tedaviden sonra ısrarlar üzerine emma'nın ikram ettiği yemeği yer.
Sonraki günlerde sık sık bahaneler bularak çiftliğe gelmeye başlar ve emma ile aralarında ufak bir arkadaşlık başlar.

Bu arada zengin karısı tüm parasını dolandırıcı bir muhasebeciye kaptırır, kısa bir süre sonra da ölür.

Doktorun karısının ölümünü haber alan Mr. Rouault onu anladığını kendisinimde karısını kaybettiğini söyler ve onu çiftlik evinde kalmaya davet eder.
Daveti kabul eden charles çiflik evine gider ve emma ile arkadaşlıkları biraz daha ilerler. Kısa bir süre sonrada emma ile evlenir.

Bu arada emma da okuduğu romanlarda ki aşklar gibi aşk yaşamak ister ve bir umut diyerek eve gelen genç, yakışıklı ,hoşsohbet ve artık dul olan charles ona çekici gelmeye başladığı için evliliği kabul eder.
Başta roman gibi aşk yaşamak hevesiyle evlenen emma'nın hevesi balayından sonra geçer ve mutsuzluk silsilesi böyle başlar.

Kocasının tekdüze ve sıkıcı hayatı emma'yı arayışa sürükler. Karısının etrafında ki gösterişli hayattan sıkıldığını bilen charles  hamile karısını üzmemek için o çevreden uzaklaşmaya ve taşınmaya karar verir.

Fakat bunlar emma için yeterli değildir.
Kısa süre sonra  Kocasının sıkıcı işlerine dönmesiyle yapacak birşeyi kalmayan emma o sıralarda tanıştığı  avukat kâtibi leon'dan etkilenir ve onunla aradığı aşkı yaşayabileceğini düşünür.

Fakat leon kesinlikle emma hakkinda böyle düşünmez kısa bir süre sonrada kasabadan ayrılır zaten.

Leon'un gitmesi üzerine eski sıkıcı hayatına devam eden emma bu kez başka birine kapılır, genç çiftçi rodolphe ile ilişki yaşamaya başlar.
Adeta onun metresi olur,bu sırada kocasından iyice soğur .
Zaten sıkıcı bulduğu kocasının bir ameliyat sırasında hata yapması sonucu travma yaşaması  ve evden hiç çıkmamaya başlaması emma'yı iyiden iyiye çileden çıkarır ve sevgilisi ile kaçmak istediğini ona söyler. 
Fakat ciddi bir ilişki düşünmediğini belirten rodolphe bir mektupla ilişkiyi sonlandırır.

  Buna dayanamayan emma kriz geçirir,hastalanır ve aylarca kendine gelemez.
İyileştikten sonra emma kocasıyla operaya gider, orda leon ile karşılaşır ve her gün müzik dersi bahanesiyle onunla görüşmeye başlar ,bu ilişki sonucu başına  bir sürü iş açılır ve bir sürü borcu olur.
Eski sevgilisi rodolphe yalvarır ondan aldığı yanıt sonrası daha fazla bu hayata dayanamaz ve aradığı romanvari  hayatı yaşayamaz.
Bir dükkandan bulduğu  arsenik ile intihar eder.

Kocasıda karısının ölümünden sonra karısının kendisini aslında hiç sevmediğini bilerek ölür. Kızları da büyükannesinin yanına döner.

Aşk, ihtiras ve mutsuzluk kokan bu roman okunması güzel ve etkileyi bir kitaptır. Bir yandan emma'yı suçlarken bir yandan da haklı bulur insan .
Keyifle okumanızı dilerim.

Veda etmeden önce kitabı türk edebiyatında hangi kitaba benzettiğimi söyleyeceğim ve bu kitapla ilgili küçük bir karikatür göstereceğim .
Öncelikle bir çok ayrıntısı değişik  olmakla  birlikte ihtiras, aşk arayışı,şehvetli kadın ve yasak ilişki denilince akla hangi kitap gelir ?
Tabiî ki AŞK-I MEMNU :-)

Bir dahaki yayında görüşmek üzere kendinize iyi bakın :-) :-)

11 Ağustos 2016 Perşembe

ÇALIKUŞU (REŞAT NURİ GÜNTEKİN)


Selam arkadaşlar ben calypso :-)
Nasılsınız? Umarım benim gibi  sıcak yüzünden isyanlarda değilsinizdir.

Size bugün çoook uzun zaman önce en az 4 defa okuduğum bir kitabı getirdim . Türk edebiyatının nadide eserlerinden "ÇALIKUŞU "

Döneminin romanları arasında bence en güzeli ve  günümüz dizileri ve güncel romanlarının da başlıca esin kaynaklarından biridir.
Hem geçmiş yıllarda hemde yakın bir tarihte dizisi bile yapılmış bir kitap.
Ve yine dönem romanlarına göre yalın bir dille yazılmış olduğu için okurken sıkılmayacağınızı düşünüyorum.

Bugün lafı çok uzatmak istemiyorum ve kitabımıza geçiyorum.

Baş karakterimiz :feride namı diğer çalıkuşu :-)
Yerinde duramayan,hınzır,zeki,sevecen bir kız ama aynı zamanda o dönemin kız çocuklarının aksi olan biridir,bu kitapta çocukluktan talihsiz olan çalıkuşu anlatılır.

Feride annesini küçük yaşta kaybetmiş ,babası subay olan bir kız çocuğudur.
Annesinin vefatı üzerine büyükannesinin yanına gelir kısa süre sonrada babasını kaybeder.

Büyükannesiyle yaşayan feride fransız mektebine gider. Mektepte bulduğu her fırsatta ağaçlardan sarkan ferideyi öğretmenlerden biri çalıkuşu'na benzetir ve çalıkuşu olarak anılmaya başlanır.

Büyükannesi öldükten sonra tek yakını olan teyzesine giden feride teyzesinin oğlu kâmran'a  kendisinin zıttı bir karaktere sahip olduğu için sürekli sataşır ama içten içede aşıktır kâmran'a  ve kâmranda ona .

Durumu farkeden teyzesi mektep biter bitmez evlenmelerini ister.
Mektep bittikten sonra düğün günü çalıkuşu'na bir misafir gelir ve bir şeyler anlatır.duyduklarından sonra feride hemen evden ayrılır,bir süre süt annesinin yanında kaldıktan sonra anadolu'da bir köye öğretmen olarak atanır.işteee feride öğretmen masalı burda başlar .
İlk görevlendirdiği köyde  başlarda köyü de sevmez ,öğretmenliği de ama daha sonra çok iyi ilişkiler kurmaya başlar.  Ve burda geçen günlerini günlüğe yazmaya başlar.
 kendisi gibi babası olmayan,annesi ise herkes tarafından lanetlenen kötü yola düşmüş bir kadın olan yani yok kabul edilen bir öğrencisini evlatlık olarak alır. Tatlı küçük munise o günden sonra feride nereye gitse yanında olur.
Bir çok yer gezen feride en son kuşadasına gider ve  öğretmenlik yapmaya  başlar ,bu sırada öz evladı gibi sevdiği munise kuşpalazı'na yakalanır ve vefat eder. Okulu kapatılan feride ilk görev aldığı köyden tanışıklığı olan hekim hayrullaha yardim etmeye başlar.
Tâbi gittiği her yerde güzelliğiyle dikkat çeker ve bu yüzden bir çok kez zor durumda kalır.
Son olarak kızını kaybedince hastalanan feride'nin hekimle adı çıkar. Epeyce yaşlı olan hekim hayrullah dedikoduları önlemek amacıyla ferideyi evliliğe ikna eder.
Kağıt üstünde olan bu evlilik ferideyi kurtarır bir nevi.
Hayrullah efendi aslında  kızı gibi sevdiği feride'nin aşk acısı çektiğini anlar ve bir gün günlüğünü bulur.

Günlüğü okuyan hayrullah efendi  feride'nin günlüğünü ve mektupları paketler ve ölümünden sonra kâmran'a vermesi için ferideye talimat verir.
Zaten çok yaşlı olan hayrullah efendi bir süre sonra ölür.

Feride de hem teyzesini görmek hem de paketi kâmrana vermek için evlerine gider.
Bu geçen zamanda kâmran evlenir ve bir kızı olur. Karısı da ölen kâmran aslında adım adım ferideyi takip eder ama bir yerde anladığı yanlış anlama nedeniyle peşini bırakır.

Hayrullah efendinin bıraktığı pakette ne olduğunu bilmeyen feride kuşadasına dönmeden bir gece önce kâmrana verir.

Günlüğü okuyan kâmran  sizce ne yapmıştır?

Sizi bu kritik anlarda yalnız bırakayım bakalım  :-)

Bir dahaki paylaşımda görüşmek üzere ...
Kendinize iyi bakın ...:-) :-) :-)

3 Ağustos 2016 Çarşamba

KORKU (STEFAN ZWEİG )

Selam arkadaşlar ben calypso:-)
uzuun bir aradan sonra yine bir modern klâsikle karşınızdayım :-)

Bu aralar çok fazla klâsik kitap yorumu yapmadım. Bir süre için değişiklik olsun istedim ,umarım çok başınız ağrımamıştır.

Kitap yorumuna geçmeden önce söylemek isterim ki STEFAN ZWEİG okuduğum en iyi yazarlardan. Kitapları çok uzun değil genelde ince ve kısa hikâye şeklinde ama son derece etkileyici. Zaten iki kitabından daha öncede bahsetmiştim uzun bir aradan sonra tekrar  zweig'ın kitaplarına dönüş yaptım diyelim.

Üstelik her kitabında farklı bir konuyu ele almasının dışında bunları okuyucuya çok yoğun ve gerçekçi olarak yansıtması zaten ne kadar iyi bir yazar olduğunun kanıtıdır yani. Ve her kitabında da olay dışında en çok ön plâna çıkan şey insan psikolojisidir.

Herneyse lafı fazla uzatmadan kitabımıza geçelim :-)

Kitabımız : KORKU

İlk sayfasından son sayfasına kadar heyecan ve gerilimin uç seviyede olduğu bir kitap.

Yaşadığı burjuva hayatından sıkıldığı için bir süredir kaçamak yapan güzel bir kadın ve onun yakalanmış olma korkusu temel olay .

Sekiz yıldır başarılı bir avukatla  evli olan ideal,mutlu,rahat bir hayata ve sağlıklı çocuklara  sahip olan irine burjuvazi hayatından sıkılır ve kendini genç bir piyanistin kollarına atar .

Haftanın belirli günleri sevgilisiyle buluşan kadın, her ne kadar mutlu olsada aynı zamanda her an yakalanma korkusunu içinde yaşar .

Ve bir gün bir şantajcı ortaya çıkar . Genç kadın korkularıyla başbaşa kalır. Şantajcı eğer dediğini yapıp herşeyi açıklayacak olursa evliliği ,itibarı ve çocukları dahil olmak üzere herşeyini kaybedecektir.

Kitabın sonuna kadar irine'nin gerginliğini ve korkularını sizinde hissedeceğinize eminim . Ve Zweig bir kez daha çarpıcı bir finalle karşınızda... açıkçası ben şaşırdım ,sizleri de  şaşırtır diye düşünüyorum ve yorumumu burda bitiriyorum .
Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim.
 Veda etmeden son birşey ,
En büyük korkular insanın benliğindedir...

Kendinize iyi bakın.

bir dahaki yayında görüşmek üzere :-)

21 Temmuz 2016 Perşembe

AKIL VE TUTKU (JANE AUSTEN )

selam arkadaşlar ben calypso :-)

bugün sizlere bir jane austen klasiği getirdim.
Aslında size jane austen'ın resmen aşığı olduğum başka bir kitabını getirecektim ama onun daha özel ve uzun bir yorumu olmasını istiyorum bu nedenle daha uygun bir zamanda hazırladığım yazı tamamlanınca getireceğim .

Şimdi bu haftaki kitabımıza gelelim,kitabimiz ;AKIL VE TUTKU 
Jane austen'ın ilk yazdığı olmasada ilk yayımladığı eseridir.

Birbirine zıt iki karakter olan elinor ve marianne dashwood kız kardeşleri anlatan roman en az gurur ve önyargı kadar çok seviliyor.

Babalarının ölümüyle yaşadıkları ev ve tüm mirası üvey abisine kalan kızkardeşler anneleriyle birlikte abilerinin verdiği cüzi miktardaki para ile daha küçük bir eve taşınır ve olaylar böylece başlar.

Elinor mantık yanlısı ve gerçekçi biri olarak AKIL 'ı temsil ederken  marianne duygusal ve uçarı bir kız olarak TUTKU'yu yansıtır.

Ablası ve ablasına aşık olan edward'ı aşırı sıkıcı bulan marianne kendi karakterine çok benzeyen biriyle tanışır ve o zamanların ingilteresinde hiç hoş karşılanmayacak durumlara düşer.
Yaşanılan olaylara farklı açılardan bakan kızkardeşlerin arası zaman geçtikçe daha çok açılır her iki kız kardeşte kendisinin haklı olduğunu düşünür .
Derin akrabalık bağlarını önemseyen jane austen bu kitabında aşkın yanısıra akrabalık bağlarının nasıl yıprandığını anlatır.

Ortak tarafı ise her iki kardeşte sevdikleri adamlar tarafından ihanete uğrar .
Elinorla evleneceği düşünülen edward 'ın başka biriyle nişanlandığı haberi elinor'a geldiğinde bunu soğukkanlılıkla karşılarken ,kızkardeşi yağmurlu bir günde tanışıp kısa sürede aşık olduğu ve bu nedenle kendisine gerçekten aşık olan albay'ı umursamayan marianne sevdiği adamın başkasıyla evlendiğini duyunca yataklara düşer. 

Yaşanılan olaylar sonrası marianne az da olsa aklı başında davranır ve tutkulu bir şekilde sevmese bile kendisi için en iyi yolu seçer.
Elinor ise kendisi gibi mantıkçı olan edward'ın evlenmek üzereyken terkedildiğini ve tüm mirasını nişanlısıyla birlikte kaybettiğini bilir fakat buna rağmen kendisine geri döndüğünde onu affeder.

En çok bilinen romanı gurur ve önyargı kadar güzel olan bu kitapla sizleri başbaşa bırakıyorum .
Bir dahaki yayında görüşmek üzere .

Son bir spoiler vereyim eğer aranızda gurur ve önyargıyı  okuyan ve seven var ise albay brandon ile mr.darcy arasındaki benzerliği farkedecektir.





10 Temmuz 2016 Pazar

KIRMIZI VE SİYAH (STENDHAL)

Selam arkadaşlar ben calypso:-)
Ufak bir tatilden sonra yine sizlerleyim umarım hepinizi benim kadar kısa bir tatil yapmak zorunda kalmamışsınızdır zira ben daha uzun sürsün isterdim ,herneyse sitemlerimi bir kenara bırakıyorum ve sizlerle bugün paylaşacağım çoook güzel bir kitap getiriyorum .

Kitabımız: kırmızı ve siyah (STENDHAL) 

Diğer bir deyişle yokluktan kendine saygınlık ve başarı kazandıran genç julien'in hikâyesi 

Kitabımızın başkarakterine hayran olduğumu söylemek istiyorum.kitabı okuduğunuzda benimle aynı fikirde olurmusunuz bilmiyorum ama julien'in azmi ve başarısı herkesi kendine hayran bırakacak kadar etkileyici.

Fakir bir aileden olan julien'in yükselme arzusunu ve bu yolda ilerlerken yaşadığı tutku dolu yasak aşkları anlatan kitabımız kimlik sorgulamasını ve o yüzyılın burjuva kesiminin sığlıklarını gözler önüne seriyor.

Bu kitabın yeri bende gerçekten farklıdır gerçi her kitap öyle ama bir kaç kitap çok daha kıymetli neden derseniz bu kitapta bir çok kitabım gibi çok kıymetli bir öğretmenim tarafından 4 yıl önce kadar okutulmuştu.ilk merak ettiğim adının neden kırmızı ve siyah olduğuydu ama kitapta bu konu çok güzel bir şekilde açıklanmıştır.

Bir zamanların ünlü askerlerine sahip kırmızı üniformalıların büyük coşkuyla karşılandığı fransanın daha sonra kırmızı üniformalara olan sevgilerinin yerini siyah urbalı din adamlarının alması temel konu gibi gözüksede çok bir alakası olduğu söylenemez .

Zekâsını kullanarak o dönemin popüler mesleği din adamlığını yapan incili bıkmadan usanmadan ezberleyen julien'in bu sayede belediye başkanının evinde işe başlaması, başkanın karısıyla tutkulu bir aşk yaşaması daha sonra toplumda saygın bir konuma erişme  sevdasıyla bu tutku dolu aşkı bırakıp ,aşkı masumca isteyen saf mathildeyi elde ederek istediği saygın konuma ulaşmak üzere olan julien'in eski aşığı tarafından engellenmesi, sinirlerine hâkim olamayıp bir zamanlar tutkuyla dokunduğu kadına zarar vermesi ve mahkemeye çıkması ayrı bir kurguyken birde julien'in mahkemede sarfettiği sözlerle kitabın bambaşka bir kurgusu olduğunu görmek gerçekten güzel bir duygu .

Aslında idamdan kurtulmak üzere olan julien'in mahkemede kullandığı sözler onu giyotine götüren asıl  sebepdir.

 Son nefesinde akıllarda kalan julien'in o sözleriyle sizlere hoşçakal demek istiyorum bir dahaki yayında görüşmek üzere ,kendinize iyi bakın :-)


aşağı bir sınıftan doğup fakirlikle az çok ezilmiş olmalarına rağmen gene iyi bir terbiye görmek saadetine ererek yüksek cemiyet dedikleri yere girebilmiş gençleri benim şahsımda cezalandırarak cüretlerini kırmak isterler. İşte baylar. benim asıl suçum; burada benim hakkımda hüküm verecek olanlar benim sınıfımdan olmadığı için göreceğim ceza elbette daha ağır olacaktır. Bakıyorum jüri üyeleri arasında zenginleşmiş hiç bir köylü göremiyor, ancak bu cürete öfkelenmiş burjuvalar görüyorum?

29 Haziran 2016 Çarşamba

DÖNÜŞÜM(FRANZ KAFKA)


Selam arkadaşlar ben calypso :-)
 uzuun bir aradan sonra yine sizlerleyim :-) :-) 
Açıkçası  tembellik yaptım biraz geçen hafta hazırladım ,yayınladım ama  bir kaç sorun çıktı ve halledemediğim için sildim, umarım bu kez bir sorun çıkmadan halledebilirim .

Şimdi sizler nasılsınız diye soracağım ama arada iletişim kopukluğu var işte ,yinede ben iyi olduğunuzu temenni edip nasılsınız? diye soruyorum.

Bugün sizlere vermek istediği mesajı çok net ve güzel bir şekilde veren bir kitap getirdim.
Kitabımız; DÖNÜŞÜM

Franz kafka'nın bu hikâyesinde toplumdan farklı olan bireylerin nasıl bir muameleye uğradıklarını görüyoruz.

Aristokrat kesimin yaşam tarzı ,düşünce tarzı ve davranışlarının sığlığı gözler önüne serilmiş mükemmel bir eser .

Baş karakterimiz : Gregor Samsa 

Bir sabah yine 6 'da hareket eden  trene yetişip işe gitmek üzere uyanan gregor kendinin kocaman bacakçıkları olan bir böcek olarak bulur,tabiiki de başta bunu farketmez onun dikkatini çeken saatin yedi olmuş olmasıdır zira işe geç kalmıştır.

Gregor'un annesi kapısını çalar ve oğlunun geç kaldığını söyler ,annesine hasta olduğunu söyleyen seside değişmiştir.

Aradan az bir zaman geçmişken sinirli bir patron samsa ailesinin evine gelir,gregora kapıyı açmasını neden ise gelmediğini açıklamasını söyler fakat gregor cevap veremez çünkü tamamen böcek olmuştur .

Zorla kapıyı açtıklarında gregoru gören patron korkudan kaçar.veeee gregor ifşa oldu ,sizce neler yaşamıştır bu aşamadan sonra ??

Toplumdan  çok  farklı bazen gerekli bazen gereksiz nedenlerle dışlanan insanları bu kadar güzel resmeden başka bir hikâye yoktur.

Zaten yazarın kendiside dışlanan insanları ve hayvanî  bir yönümüz olduğunu  açıkça ifade etmiştir.

Ve kitabın çarpıcı sonu hepinizi memnun edecektir eminim çünkü kitabı okurken az çok kurgular kafanızda oluşuyor ,bir anda dışlanan gregor ve trajik hikâyesi hepinize okumanızı tavsiye ediyorum.

Yazımı bitirmeden önce sizleri kafka'nın sözleriyle başbaşa bırakıyorum.


"Herkes, beraberinde taşıdığı bir parmaklığın ardında yaşıyor. Şimdi hayvanlarla ilgili bunca şey yazılmasının nedeni de bu. Özgür ve doğal bir yaşama duyulan özlemin ifadesi. Oysa insanlar için doğal yaşam, insanca yaşamdır. Ama bunu anlamıyorlar. Anlamak istemiyorlar. İnsan gibi yaşamak çok güç, o nedenle hiç olmazsa kurgusal düzeyde bundan kurtulma isteği var... Hayvana geri dönülüyor. Böylesi, insanca yaşamaktan çok daha kolay."

Bir sonraki yayında görüşmek üzere :-)

16 Haziran 2016 Perşembe

SÜPER İYİ GÜNLER (MARK HADDON)

 
merhaba arkadaşlar  ben calypso :-)
bugün sizlere aslında kategorisine tam karar veremediğim bir kitap getirdim. Hem güncel hem öğretici  hemde modern klâsik bir kitap. 
Kitabımız "süper iyi günler".
Baş karakterimiz bir çocuk ama sıradan bir çocuk değil .Christopher Boone  15 yaşında otizmli bir çocuk ,açıkçası bu kitabı okuyana kadar otizm hakkında bir şey bildiğim söylenemez .Baş karakterimiz çok zeki ve çok çok tatlı bir çocuk ,okulda özel eğitim alıyor ,mimik ve jestler hakkında pek bilgisi yok ama müthiş bir matematik yeteneği var, 7.507'ye kadar olan tüm asal sayıları sayabilir yada tüm ülkeleri ve onların başkentlerini ... Çok ilginç değil mi ? Bence öyle .
Burdan yazarımızı da tebrik ederim. kitabı öyle bir yazmış ki christopher gerçekten varmış gibi hissediyorsunuz. Çünkü kitabın konusunun dışında içerisi yani biçim ve hazırlanış şekli de çok ilginç, mesela normalde kitapların içerisindeki bölümler  1,2,3 diye sıralanırken bu kitap 2,3,5,7 diye gidiyor ,ve emin olun bunun çok mantıklı bir açıklaması var. 

Kitabımız otizmli bir arkadaşı anlatıyor dedik ama olayı birtek bu değil . Genç christopher ve hayatı hakkındaki gizemler de mevcut .
Komşusunun köpeğinin ölmesiyle başlayan gizemli olaylar zincirini otizmli christopher profesyonel bir şekilde çözüyor.Dedektiflik merakı hayatı hakkındaki birçok gerçeği öğrenmesini de sağlıyor.
Bende dâhil birçok kişi otizmli insanların normalden daha geri bir zekâ seviyesinde olduğunu düşünüyor,ama bu kitap tüm önyargılarınızı yıkıyor.
Tatlı christopher ,üstün zekâsı ve tebessüm ettiren alışkanlıklarıyla çok keyif alacağınız müthiş bir kitap . 
Veda etmeden son bir spoiler daha vereyim christopher arabaların renkleriyle ilgili çok büyük bir gizeme sahip :-) çözmeniz dileğiyle...
Umarım yarın 5 kırmızı araba görürsünüz ve SÜPER İYİ BİR GÜN GEÇİRİRSİNİZ .
görüşmek üzere :-) :-) :-)



1 Haziran 2016 Çarşamba

KIRMIZI PAZARTESİ (GABRİEL GARCİA MARQUEZ)



İşleneceğini herkesin bildiği bir cinayetin öyküsü : kırmızı pazartesi

Selam arkadaşlar ben calypso bugün sizlere çok çok sevdiğim bir kitabı getirdim. Benim defalarca okuduğum ve çok sevdiğim bir kitap kırmızı pazartesi gerçekten herkesin haberinin olduğu bir cinayeti anlatıyor .

Bu kitabı okuduğunuzda eminim hepiniz şunu düşünecek "yok artık bir kişi de gidip söyleseydi adam şu an yaşıyor olacaktı
  " diye. Bende böyle düşündüm ama burdan şu sonucu çıkarabiliriz insanlar gerçekten bencil ve kendi başlarına gelmeyeceğinden emin oldukları sürece kime ne olduğunu umursamıyorlar . Canım kurbanımızda böyle işte harcanmış bulunuyor.

Hikâyemize geçecek olursak ; kurban Santiago Nasar gerçekten koca kasabada cinayetten haberi olmayan tek insan ve  bir dizi şanssızlık sonunda ölüyor .

Cinayeti Pablo-Pedro Vicario kardeşler işliyor nedenleri ise kız kardeşleri Angela Vicario'nun masumiyetini çalmak daha doğrusu angela böyle düşünmelerini istiyor.

Peki bu olay nasıl ortaya çıktı?
Angela vicario kasabaya gelen genç,yakışıklı ,zengin,kültürlü  Bayardo San Roman ile evlenir. Angela bakire olmadığını bildiğinden bayardoyu kandırmanın yollarını arar ,son çare adamı sarhoş etmek ister ama bayardo sarhoş olmaz çünkü vücudu dayanıklıdır .

Gerçekler düğün gecesi ortaya çıkar .Angelayı ailesine verip bakire olmadığını söyleyince kızın abileri tabiki bunu yapanın kim olduğunu sorar ve ne hikmetse angela bir kere bile yanyana görülmediği santiago nasar'ın adını verir. İkiz olan vicario kardeşler kardeşlerinin ve lekelenen şereflerinin temizlenmesi için santiago nasar'ı öldürmek ister. Aslında ikiside korkak birer sarhoştur ve cinayeti işlemesine engel olsunlar diye kasabadaki herkese santiago'yu öldüreceklerini söylerler.

Ama hiç kimse santiago ya söylemez çünkü herkes kardeşlerin bunu yapamayacağını yada santiagonun bundan haberi olduğunu düşünür . Fakat santiagonun cinayetten yada angelanın suçlamalarından haberi yoktur .

Sonuç olarak nasar öldürülür ve yargıcın dava dosyası üzerine yazdığı cümle olayı özetler "Bana bir önyargı verin,dünyayı oynatayım."

Hiçbir delil olmadan sadece kızın sözleriyle işlenen bir cinayet ve bir sürü talihsizlikle karşılaşıp trajik bir sona mahkûm olan Santiago Nasar ...
Aslında kitabın geneli konu itibariyle de bizim kültürümüze çok benzer maalesef yaşadığımiz coğrafya bu tür acılara ve talihsizliklere gebe  ,bu sebeple kitabı yazanın yabancı bir yazar olduğunu bile unutacağınıza eminim 😊

Bu haftaki kitap yorumumda bu kadar arkadaşlar haftaya görüşmek üzere kendinize iyi bakın ve mutlaka kırmızı pazartesiyi okuyun derim,
mükemmel bir kitaptır.
Gabriel garcia marquez'e sevgiler ...

25 Mayıs 2016 Çarşamba

BİLİNMEYEN BİR KADININ MEKTUBU(STEFAN ZWEİG)


Selam arkadaşlar;
Yine bir stefan zweig romanıyla karşınızdayım.
Bu romanımızın birde filmi mevcut biraz eski ama güzel bir film nostalji severlere duyurulur.
Zweig bu romanında tek taraflı bir aşkı anlatmıştır ve emin olun çok ilgi çekici bir kitaptır.
"Sana beni hic tanımayan sana ..." diye başlayan bir mektup ,bilinmeyen bir kadının bir adama karşı duyduğu derin platonik aşk yada saplantı ne derseniz artık .

Kitabi okumaya başladığım ilk sayfadan sonuna kadar gerçekten  bu kadar mı olur ,bir insan nasıl böyle sever ? Diye düşünmeden edemedim .

Genelde okuduğum kitaplar bir kaç sayfadan sonra ilgi çekici olmuştur benim için ama ilk kez bir kitap daha ilk sayfasından sarıp sarmaladı beni .

Tanınan ünlü bir roman yazarı ve ona çocukluğunu ,genç kızlığını düşünmeden umursamadan feda eden güzel bir kadın . Ona göre sevdiği adam için feda ettikleri o kadar sıradan ki öyle çok seviyor ki adamı bu kadarı imkansız dersiniz .

Bir çok kisi sorunlu bir kadının saplantısı olarak düşünür bilinmeyen kadını ,belki bir nebze doğrudur evet ama şu da bir gerçek ki kadın adami gerçekten çok sevmiştir.
adam herşeyden habersiz hayatını sürdürürken kadın ona ait şeylerle öyle çok mücadele verir ki hem ona hemde onu bir türlü tanımayan adama defalarca öfkelendigim doğrudur.

Hem kızdığım aptal diyerek yargiladığım hem de imrendiğim bilinmeyen kadın ömrünün son saatlerinde yazdığı bir mektupla onu hiç tanımayan adama nasıl çok sevileceğine dair çok güzel bir ders verir .bence kitabin devamı olsaydı o adamin ne denli yıkıldığını görürdük .

İnsanların ne kadar duygularla yaşadığını psikolojinin ne denli zayıf olduğunu gözler önüne serer .
Sevdiği adamin hayaliyle geçirdiği çocukluk, gençlik ve mücadele dolu hayatla birlikte  adamdan kalan son kırıntıları saklamak korumak adına kendinden bedeninden defalarca vazgeçen bir kadın .

Genç adama gelen göndericisi belirsiz mektup ona öyle bir anlatırki onu belki kenidisi bile bu denli farkında olmamıştır kendinin.
Yaşattığı onca şeye rağmen her doğumgününde göndereni belli olmayan o beyaz güller ve elinde aşkından kalan son hatırayı da kaybeden bir kadının tanrıya olan inancını yitirmesi nasıl yorumlanır ki ...


Stefan zweig'in romanlarında ki güçlü psikolojik gözlemleri bu kitapta da gözler önünde aşkın farklı bir boyutunu ele alan kitap  bitirdiğinizde etkisinden kurtulamayacağıniz tarzda .

Sözlerin tükendiği kitaplardan biri bilinmeyen bir kadinin mektubu
 iyi okumalar .
Görüşmek üzere ...


20 Mayıs 2016 Cuma

SATRANÇ (STEFAN ZWEİG)

Selam arkadaşlar ben calypso ilk klâsik yayınıyla karşınızdayım umarım beğenirsiniz :-)

Kitabımız SATRANÇ; stefan amcamızın diğer eserleri gibi bundada psikoloji ön planda tabiiki.
Gelelim kitabımıza ;
New york'tan buenos aires'e giden bir yolcu gemisi ...

Anlatıcımızın adı sanı belli değil boşa heveslenmeyin .şimdi bizim bu gizemli anlatıcımız gemide dünya satranç şampiyonu mirko czentovic'in de olduğunu öğrendiğinden beri tanışmak için kırk takla atar,en son yaptığı numarayla czentovicin ilgisini çeker .
Şampiyonumuz czentovic burnu havada ,kibirli, tek ilgilendiği satranç taşları ve oyunlardan kazanacağı paradır .

Birde bir karakter var ki ana karakterlerden değil ama unutulmaz derler ya aynen öyle.zaten olaylarin gelişmesine ortam hazırlayan da o oluyor.o ve onun hırsı desek daha doğru olur .basit bir denizci çocuğuna ne kadar şampiyonda olsa yenilmeyi bir türlü yediremeyen iş adamı  mcconnor.

Bizim anlatıcı ve mcconnor şampiyonu satranç düellosuna davet eder,  czentovic sadece yüksek meblâğlarla oynadığını belirterek reddeder .mcconnor'da oyunun finansmanını sağlayacağını söyleyip tekrar davet eder veee oyun başlar .
Sadece bir adama karşı bir düzine adam oynar ve buna rağmen kazanan yine czentovic olur.
İşte tam bu noktada hırslı mcconnor tekrar tekrar davet eder bu arada bayağı bir parada kaybeder tâbi .
Yenilen pehlivan güreşe doymaz hesabı bizim şampiyon bu bir düzine adami yendikçe bunlar şampiyonu davet etmeye devam eder .
Yine bilmem kaçıncı yenilmek üzere oldukları oyun sırasında bir izleyici ortaya çıkar vee günlerdir alt edemedikleri şampiyonu zorlamaya başlar hatta o kadar zorlarki şampiyonun ağzından ilk kez "patta"  ( berabere ) kelimesi çıkar.
Eee tâbi bizim mcconnor ve anlatıcı da şampiyonun bu denli zorlanmasını sağlayan adamı tanımak ve bir satranç maçına daha ikna etmek isterler.
Anlatıcımız gizemli adamla tanışmak amacıyla yanına gider ve teklifte bulunur .

Gizemli Dr.b ısrarla reddeder .Anlatıcımıza neden reddettiğini anlatmaya başlar...


Basit bir zeka oyunu gibi görünen satrancın bilinmeyen yönlerini ortaya çıkaran zweig bu kitabı yazarken nasıl bir psikolojideydi gerçekten merak ediyorum okuduğum ilk modern klâsik roman değil ve  buna rağmen başlarda odaklanmada ciddi sorunlar yaşadığım doğrudur ama kesinlikle etkisinde bırakan bir kitap .
 Ve bence bir düzine adamın bile yenemediği şampiyonunu Dr. B'nin nasıl zor duruma soktuğunu ve bu denli usta bir satranç oyuncusu olmayı nasıl öğrendiğini eminim sizde merak ediyorsunuzdur .

Bir dahaki yayında görüşmek üzere ...

17 Mayıs 2016 Salı

Merhaba arkadaşlar ben yeni admininiz calypso :-)

Sizlerle daha çok klâsik olarak sınıflandırılan kitaplar ve filmler hakkında paylaşımlarda bulunacağım .umarım yorumlarımı sizde beğenirsiniz .

Genellikle klâsik paylaşımlarda bulunsamda arada küçük kaçamaklarda yapabilirim hazır olun derim :-)

Diğer adminimiz charmzura'nın da dediği gibi sadece kitap değil, işimiz hayalgücünün ulaştığı hertarafa dilimizi değdirmek ...

Görüşmek üzere  :-)