romantizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
romantizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Aralık 2016 Çarşamba

HAYAL ETMEDİĞİN KADAR (JULİA QUINN)

Merhaba arkadaşlar  :-)
Ben calypso, bugün sizlerle yine bir julia quinn romanı paylaşacağım .
Bridgerton serisi kadar revaçta olmasa da iyi sayılabilecek kayıp dük serisinin ikinci kitabı olan " hayal etmediğin kadar" .

Aslında bu kitabın kayıp dük serisinin ikinci kitabı olduğunu bilmiyordum. Bence birinci ya da ikinci kitap olması pek birşey değiştirmiyor , çünkü birinci kitapta bambaşka bir aşk anlatılıyor.
Zaten iç-içe yazılmış bu iki kitapta da her iki kitabın baş karakterlerini sıkça göreceksiniz bir nevi aynı olayın farklı gözlerle anlatılması da diyebiliriz.

Gelelim kitabımıza ;
Hayal etmediğin kadar kitabının baş karakterleri  7.Wyndham dükü Thomas Cavendish ve leydi Amelia Willoughby.

Daha bebeklikten sözlenmiş olan bu iki genç birbirlerine karşı herhangi bir şey hissetmiyor, sadece zorunda oldukları anlaşmayı gerçekleştirecekleri vakti bekliyorlardı.
Thomas bir nişanlısı olduğunu bildiği halde evleneceği kadını tanımak için hiçbir çaba sarfetmeyen ,sadece toplum gerekliliklerini yerine getiren bir adamdı ta ki o balo gecesine kadar .
O gece yine diğer tüm davetlerde olduğu gibi gelecek ,nişanlısına çok güzel olduğunu söyleyecek, onunla dans edecek ve gecenin kalanını başka kollarda geçirecekti- en azından amelia böyle düşünüyordu.- 

Dük o gece davette tıpkı amelia'nın düşündüklerini yapacaktı ama beklediği gibi olmadı çünkü nişanlısı amelia bu kez tüm iradesini kullanarak dük'ün dans teklifini reddedip salonu terketti. 
Dük amelia'nın yaptığına bir yandan şaşırırken bir yandan yıllardır aklına getirmediği nişanlısının göründüğünden daha zeki olduğunu kavradı ve ilk kez o gece  bahçe de yaşadıklarından sonra kibirli dük amelia ile ertelediği evliliği bir an önce gerçekleştirme isteği duydu.

Amelia yıllarca bir düşes olmak için yetiştirilen ,nişanlısının umrunda olmadığını bilen zeki ve asi bir leydiydi.
Balo gecesi herkesin beklediği şeyi yapmayıp kibirli dük'ü şaşırttığı için içten içe mutlu olan amelia kafasını dinlemek üzere bahçeye çıkmıştı.
Bir süre sonra yanına gelen nişanlısıyla konuşmaya başlayan amelia aslında onun ne kadar hoş biri olduğunu o gece farketti.
Ve  Amelia nişanlı oldukları 20 yıl boyunca belki de ilk defa bunu 
 hissedecek birşey yaşadı zirâ kibirli dük ilk kez kendisini öpmüştü.

Yıllardır birbirini önemsemeden yapacakları zorunlu evliliği bekleyen çift ilk kez tutkulu bir aşk yaşamaya başlamışken kayıp bir kuzen ortaya çıkarsa ve dük tüm unvanını kaybederse ne olur?
Yıllar önce yapılan anlaşmaya göre amelia 7.Wyhndam dükü ile evlenecekti peki ya dük 20 yıllık nişanlısı olmazsa?

Ah sanırım bu her ikisi  içinde berbat birşey olur zira her ikiside yıllardır umursamadıkları nişanlıya geri dönülemez biçimde aşık olmuştu.


Romantik severler kitap başına :-)
Bir daha ki yayında görüşmek üzere kendinize iyi bakın.
Keyifli okumalar :-)

5 Aralık 2016 Pazartesi

Pabucumun Ajanı-1-2 / Asude

    Selam gençler,nasılsınız görüşmeyeli? 😊 Türkçe bir paylaşım yapmayalı bayağı oluyor sanırım,bunun için özür dilerim. Bunun nedeninin temel olarak okumaya ara vermek zorunda kaldığımı,okuma fırsatı bulduğum az sayıdaki kitabın da genel olarak İngilizce olduğunu söyleyebilirim. 
   Pekâlâ,bugün bloga ilk defa kendi çektiğim bir fotoğrafı yükledim. Instagram'da kullanıyordum ama buraya hiç koymamıştım,yorumlarınızı bekliyorum. 😊 Ayrıca ilk defa bir blog yazısında iki kitabın birden tanıtımını yapacağım çünkü üzülerek söylemek zorundayım ki iki kitaplık bu seride ayrı ayrı yazı yayınlayacak kadar dolgun bir konu ya da içerik yok. Bir daha böyle bir şeyi yapmayı planlamıyorum,merak etmeyin...
   Konuya geçecek olursak;elimizde bir genç kızımız var,adı Deniz. Kendisi işsizlikten ve genel olarak sistemden bıkmış,son yaşadığı talihsizlikle de çileden çıkıp akıl kârı olmayan bir şeye girişmiştir. İş başvurusu yapacağı şirkete geç kalan ve akabinde onu arayacaklarını söyleyen son bir cevap daha aldıktan sonra Deniz,bulduğu ilk internet kafeye dalıp özgeçmişini normal bir günde cesaret edip ağzına bile alamayacağı hakaretlerle dolduruyor ve o pespaye haliyle gördüğü ilk büyük şirketin kapısından giriyor. Bir araya getirilmiş ve üzerine düşünülmemiş birden fazla yalanın da yardımıyla - ve kesinlikle şirket yöneticisinin yakıp kavuran öfkesiyle 😉- işe,kesinlikle beklemediği bir şekilde, kabul ediliyor.
   Olayı az çok anladık,şimdi bir de esas karakterlerimize göz atalım bakalım. Deniz;fazlasıyla sakar,inanılmaz geveze ve daha da kötüsü nerede susmasını bilmeyen,hayatıyla ne yapacağı hakkında bir bilgisi olmayan yirmili yaşlarında genç bir bayan. Tuna ise genç yaşına rağmen şirkette inanılmaz yüksek bir yere ulaşmış,kariyerinin altın yıllarını altını bile sönük gösterecek bir şaşaaya taşımış,zeki,fazlasıyla sert ve - tahmin edin bakalım 😒 - aşırı derecede maço bir adam. Düzensizliğe,beceriksizliğe ve ya hak edilmeden istenen yerlere ( Deniz'e karşı olan tavrını anlayın diye söylüyorum ) hiç bir şekilde tahammülü yok. Ancak Deniz'in adını vererek girdiği Ahmet Bey'e ders olsun da bir defa daha böyle bir şey istemesin diye Deniz'i kabul ediyor. Hem de özgeçmişi okumadan.
    Sonrasında olanlarsa az çok tahmin edilebilir,Deniz özgeçmişi almaya çalışsa da kesinlikle ve tamamen başarısızlığa uğruyor. Tuna sonunda özgeçmişi okuduğunda ise bir dakika bile geçirmeden onu kapının önüne koyuyor doğal olarak. Amcak iş burada bitmiyor.Deniz birkaç gün sonra eşyalarını almaya gittiğinde ayrılırken yine Denizliğini konuşturuyor ve asansörde yanlış kat düğmesine basıyor. Garaj katında Tuna'yı vurmak üzere olan bir adama karşı uyarıyor ve ikisi de son anda paçayı sıyırıyor. Temel bir sorun var,tetikçinin yüzünü sadece Deniz görmüş durumda ve tahmin edileceği gibi bu Tuna ile Deniz'i daha ayrılmadan yeniden aynı denklemin içine atıyor. 
   İlk kitapta kayda değer tek olay bu diyebilirim. Geri kalanı daha çok Deniz'in Tuna'yı sinir etmesi,ona neredeyse kelimenin tam anlamıyla ağzının sularını akıtarak bakması ve onun gibi olaylarla dolu.
   İkinci kitaptaysa serinin adını almasına sebep olan olaylar kendini gösteriyor. Bizim sarsak Deniz'imiz şirkete kabul sözleşmelerini imzalarken neye iza attığına - doğal olarak - bakmayıp hiç tanımadığı birinin eline kendi imzasının bulunduğu boş bir kağıt gibi bir koz veriyor. Aynı arkadaşlar Deniz'in kapısına dayanarak,ondan şirkette kendileri adına ajanlık yapmasını istiyorlar. 
   Kavgalar dövüşler cilveleşmelerle geçen belli bir sürenin sonunda Deniz bunu yapamayacağını söyleyince işler sarpa sarıyor tâbi.  Ve Deniz'in berbat oyunculuk becerileriyle bir şeyler olduğunu anlayan Tuna,ne olduğunu bulmak için harekete geçip fazlasıyla yanlış gerçeklerle yüz yüze geliyor. 
   Sonra ne geldiğini tahmin edebilirsiniz sanırım. Tuna yeniden,bu defa çok daha berbat bir şekilde,Deniz'i kapının önüne koyuyor, gerçek anlamda. 
   Size mutlu sonun nasıl geldiğini de anlatmak isterdim ama şu an bile yeterince açık vermiş durumdayım,orasını size bırakdam daha doğru olur sanırım. 😃 Kitapla ilgili çok büyük iki sorunum olduğunu söyleyebilirim. İlki Deniz'in, Tuna'ya içeriye bakmadan sadece dış görünüşe bakarak vuruluyor olması. Ve her seferinde de bunu okuyucunun gözüne sokmayı ihmal etmiyor. Yanlış bir yönlendirmenin özellikle de okuyucu kitlesi olan genç arkadaşlar üzerinde kötü bir etki bırakma ihtimali olduğuna inanıyorum. 
   Bir diğer sorunsa çok yüzsüz olması,gurunu inatla hiçe sayan,karşılaştığım az sayıdaki karakterlerden birisi. Tuna'nın söylediği onca hakarete, birden fazla kez evden gerçekten onur kırıcı bir biçimde atılmasına rağmen bunları silip silip yeniden onun kollarına dönüyor. Aşkta gurur olmaz lafını pek çok kez duymuş biriyim ve bir yere kadar ben de buna katılırım ancak bu seviye Pabucumun Ajanı'nda inanılmaz derecede fazla. 
   İçindeki yer yer eğlenceli diyaloglar sayesinde okuması zevkli bir kitap olsa da para verdiğime üzüldüğüm tek seri diyebilirim. Eğer siz okuduysanız umarım benden daha fazla tat almışsınızdır. 
   Bir sonraki paylaşıma kadar hoşçakalın şekerler,kitapların size sunduğu dünyaların keyfini çıkarın. 😙😙


30 Kasım 2016 Çarşamba

SON SÖZ AŞKIN (JULİA QUİNN)

Merhabalar sevgili okurlarım  :-)
Biliyorum biliyorum hepiniz bana çok kızgınsınız açıkçası haklısınız sonuna kadar hakkettim. Şu yüzden bu yüzden kısmına gelirsek önceleri tembelliğimden sonraları ağır şartlar altında çalışan bir öğrenci olarak vizelerim nedeniyle yazamadım,üzgünüm...
Uzun aradan sonra açılışı çok güzel  klâsik bir kitapla yapmak isterdim ama kısmet yıllar yıllar önce henüz ergen iken okuduğum bir kitapmış. Laf arasında karşıma çıktı ki şu an nasıl bir psikoloji ile o kitabı okuduğumu bilmiyorum arada oluyormuş demekki ...

Bakmayın böyle dediğime romantizme ve masallara tutkun birinin kesinlikle bakacağına eminim zira benedict ve kardeşleri aklıma geldikçe "ahh ahh ne vardı şu sophie'nin yerinde olsaydım" diyorum yani :-P


Kitabımız: SON SÖZ AŞKIN

Tam bir külkedisi masalı olan kitabımız bridgerton serisinde yer alan romantizm ağırlıklı bir kitaptır.
Ana karakterlerden olan sophie babası soylu olan ama üvey anne eline kalan masum bir güzeldir.
Bir gün eve bir davetiye gelir jet sosyeteden olan bridgerton ailesinin balo davetiyesi ...
Baloya gitmeyi çok ister ama ben bilin bakalım nolur ?  
ahh.. doğru tahmin üvey anne evinde hizmetçi olarak kullandığı kızın gelmesine izin vermez .kızımızda gizlice hazırlanıp gider tabi maskeli balo olduğu için üvey anne tanımaz birde nerden bilsin  o pespaye kızın bu kadar güzel olacağını değil mi ? 

Gelelim canım benedict 'ime yakışıklı ,çapkın ,asil benedict o gece baloda gördüğü,dans ettiği ve aklından çıkmayan güzelliği unutmak için çabalar ve tabiki başaramaz .
Sophieyle karşılaşmaları dansları konuşmaları ve kaderin onları hiç olmayacak yerde bir araya getirmesiyle yaşanan olaylar her ne kadar masaldan alıntı gözüksede bir masalda bu kadar olay olamaz dedirten cinste bir kitap...
Julia quinn 'e selamlar 
Bir dahaki yayında görüşmek üzere keyifli okumalar  :-)

27 Temmuz 2016 Çarşamba

SERENAD (ZÜLFÜ LİVANELİ)

Selam arkadaşlar ben calypso :-)
Yeni bir kitapla karşınızdayım . 

Aslında bu kitabı uzuun bir zaman önce okumuştum ama hiç unutmadığım ve hiç unutamayacağım bir kitaptır.

Başlıca sebeplerden biride gerçek hayatta olmuş,yaşanmış bir vahşetin farklı bir açıdan anlatılmasıdır.
Kitabı yarım günde bitirmiştim ve gerçekten bir kitabi okurken ilk kez ağlamıştım . İnsanın yüreğine dokunan eserlerden biri serenad.

Kitabın baş karakteri istanbul üniversitesi halkla ilişkiler departmanında çalışan eşinden boşanmış bir oğlu olan maya duran olsada kitapta anlatılan aşk başka karakterlere aittir.
Kitapta bahsi geçen olaylar struma gemisi ve mavi alay olaylarıdır, bu nedenle bu kitaba sadece aşk romanı diyemeyiz .
Anlatılan olaylar gerçekten yaşanmış vahşetlerdir.

Gelelim kitabımıza ;
Maya duran 2001 şubat ayında istanbul üniversitesini ziyarete gelen  alman asıllı 87 yaşında olmasına rağmen yakışıklı ve dinç duran profesör maximillan wagner'le ilgilenmek üzere görevlendirilmiştir. Mr.wagner geçmiş yıllarda bir süre türkiyede yaşamış biridir.
Wagner geldiğinde daha öncede kaldığı otelde kalmak istediğini söyler ,bu arada türk,rus,ingiliz ve alman istihbaratı bu adamın türkiye ziyaretini hiç sıcak karşılamaz çünkü wagner bir vahşetin başrollerindendir.
24 şubat günü wagner şile'ye gitmek ister,maya bu soğuk havada neden gitmek istediğini anlamasada kabul eder.şilede denizi gören bir tepeye gelen profesör kemanını çıkarır ve denize karşı serenadına başlar.
Maya Mr. Wagner'in çok uzun süre gelemediğini görünce peşinden gider ve adamı soğuktan morarmış ve kendinden geçmiş bir şekilde bulur .şoförü yardım bulması icin gönderir ve artık hizmet vermeyen eski bir otele sığınırlar .
Maya duran Mr. Wagner'in vücut sıcaklığını yükseltmek için soyunur ve ona sarılır,bu sırada odaya giren şoför yanlış anlar ve geri döndüklerinde bu sebeple maya işinden olur ve gazetede haber çıkmasıyla herkesin gözünde çok farklı bir şekilde aşağılanmış olur.
Bu arada türk istihbaratı da  Maya ve profesörü şilede oldukları sırada gözlemler ve maya'nın bir şeyler anlatma ihtimaline karşılık onu oğlu kerem ile tehdit eder ve bu durumdan aker abisinin yardımıyla kurtulur.
Tâbi bu arada profesörü götürdükleri hastanede adamın ölmek üzere olduğunu öğrenir.
Wagner kısa süre sonra amerikaya döner.
Dönmeden önce maya 'ya yaşadığı hazin olayı anlatır. Uğruna beste yaptığı karısıyla olan hikâyesini ...

İşte bu noktada ağlayarak okuyacağınıza eminim . O kadar hazin bir öyküdür wagner ve karısı nadia 'nın öyküsü .
 Kitabı okuyupta ayrıntıları öğrenmenizi isterim. Çünkü anlatmakla etkisi hissettirelemeyecek bir kitaptır.
Bunun yanında tarihte yaşanmış  bir vahşet olan struma gemisi olayı da anlatılır.hitlerin gazabından kaçan yahudilerin şile kıyılarına kadar gelipte kıyıya çıkmalarına izin verilmemesi 2,5 ay boyunca aç ,susuz ,hasta bir şekilde kurtuluşu beklerken ruslar tarafından gönderilen bir füzeyle geminin içindeki insanlar ve geminin yokoluşu olayda parmağı olan tüm ülkelerin utancıdır.
  
Diğer olaydan bahsetmeden önce şu ipucunu vereyim ,Profesörün serenad yaptığı şarkının adı SERENAD FÜR NADİA'dır ve karısı ismini değiştirmiş katolik görünen yahudi asıllı bir almandır. Eksik parçaları tamamlamanız dileğiyle...

Diğer olay ise mavi alay olayıdır. Bu konu hakkında struma kadar bahsedilmez fakat intihar etmis binlerle kırım türk'ü  de tüyleri diken diken eder.
Maya'nın anneannesi mavi alay olayından kurtulmuş bir kırım türkü iken babaannesi aslen ermeni olan din değiştirmek zorunda kalmış bir kadındır.
Anlayacağınız  maya duran gerçekler hakkında çok şey öğrenir .

Son olarak max son bir vasiyette bulunur maya'dan ve oğlu kerem için küçük bir hediye bırakır, bu bölümdede etkileyeceğinize eminim.

Kitap bittiğinde vayy be diyeceğinize ve tek solukta kitabı bitireceğinize eminim .
Sizce nadia ve max'in hikâyesi nedir?
Max kereme ne hediye etmiştir?
Son vasiyeti nedir ?
Hepsinin cevabı şarkı ve türküleri kadar kitaplarıda güzel olan livaneli'nin kaleminde .

Keyifli okumalar . ( çok ağlamayın olur mu ? ) 
Görüşmek üzere :-)

25 Temmuz 2016 Pazartesi

Aşk Nöbeti-Ayşe/ Savaşma Seviş Serisi

  Merhaba arkadaşlar,ben Charmzura. Bugün size Wattpad orijinli,yeni çıkmış bir kitap getirdim. Aslında bu haftaki diğer paylaşımda da oradan,henüz yayımlanmamış bir kitap paylaşacağım. 
   Son zamanda Wattpad'e bayağı sardığımı söyleyebilirim cidden. 😃 Hepsi çok başarılı olmasa da gerçekten saklı kalmış cevherler de çıkıyor gördüğünüz gibi... Aşk Nöbeti de onlardan birisi işte! Pek çok yerinde gerçekten çok fazla güldüm. Alışılmışın dışında yaptığı benzetmelere ayrıca bayıldım. 😍 Özellikle bir yeri hâlâ kulaklarımda çınlıyor ama sayfanın selameti için o kısmı yazmamayı tercih ediyorum. 😅 
   Konuyu size tamamen açıklamayacağım ama merakınızı kamçılayacak kadar vereceğim. Kitabı kendinizin keşfetmenizi istiyorum. Okuduğunuz zaman buna değdiğini göreceksiniz diye inanıyorum. Ve bunu söylemek benim için çok büyük bir şey cidden,çünkü ben çok az Türk yazarı başarılı buluyor ve daha da azını böylesine övüyorum. 
   Pekala, şimdi sizi esas oğlanla tanıştıralım;umarım bordo bereli sarışınları seviyorsunuzdur çünkü Ulaş Akahan bordo bereli timine mensup sarışın bir afet oluyor. 😃 Hiç sektirmeden kadın kaldıran kazanova bizim bu arkadaş.
   Esas kızımız Alin ise daha on sekizine yeni girmiş,naiflikle pek alakası olmayan,hem deli hem de kendi sağlığı için fazla cesur,tam badass bir kız. 😏 Annesinin ölümünden kısa bir süre sonra babası Alin'i hiç bir şekilde istemediği bir adama vermeye kalkınca, uzun zamandır görmediği abisini arayarak durumunu haber veriyor ve İstanbul'a doğru yola çıktığını otobüse binmeden hemen önce haber veriyor. 
   Yurt dışında gizli bir görevde olan abi ise bunu öğrenir öğrenmez,aynı evi paylaştığı en yakın arkadaşı olan Ulaş'ı arayarak kız kardeşine göz kulak olmasını söylüyor. Hikaye tam da böyle başlamış oluyor arkadaşlar... 😉 
   Bizim koç öncesinde bebek bakıcılığı yapması gerektiğini düşünse de Alin'i görünce şikayetler eksilere kadar düşüyor. 😃 Sonrasında ise işler kesinlikle hiç bir şekilde beklenmeyecek bir yola giriyor.
   Ama malesef olay o kadar basit değil çünkü önce meşhur kazanova Ulaş Akahan'ın söylediklerini yutması,kendisini yeni düşmanı eski en yakın arkadaşı Alihan'a (nam-ı diğer Alin'in ayabeyi) kanıtlaması gerekiyor. 😃
   Kitapta ayrıca karakterlerimizin önce kendilerine,sonra birbirlerine ve daha sonra ise birlikte başkalarına karşı verdikleri savaşa şahit oluyoruz. Basılmış kitabı okuma şansım olmadı henüz,ancak eğer değişiklik yapılmadıysa size kitabın içinde cesur sahbelerin yer aldığını söyleyebilirim. İnsanı bir tane Ulaş Akahan'a sahip olmak için dua eder hale sokuyor yani 😍😃 Gerçekten başarılı yazılmış bir eser,okuyun derim.
   Kitabın da gününüzün geri kalanının da keyfini çıkarın,kocaman öpüyorum. 😙😙

25 Mayıs 2016 Çarşamba

BİLİNMEYEN BİR KADININ MEKTUBU(STEFAN ZWEİG)


Selam arkadaşlar;
Yine bir stefan zweig romanıyla karşınızdayım.
Bu romanımızın birde filmi mevcut biraz eski ama güzel bir film nostalji severlere duyurulur.
Zweig bu romanında tek taraflı bir aşkı anlatmıştır ve emin olun çok ilgi çekici bir kitaptır.
"Sana beni hic tanımayan sana ..." diye başlayan bir mektup ,bilinmeyen bir kadının bir adama karşı duyduğu derin platonik aşk yada saplantı ne derseniz artık .

Kitabi okumaya başladığım ilk sayfadan sonuna kadar gerçekten  bu kadar mı olur ,bir insan nasıl böyle sever ? Diye düşünmeden edemedim .

Genelde okuduğum kitaplar bir kaç sayfadan sonra ilgi çekici olmuştur benim için ama ilk kez bir kitap daha ilk sayfasından sarıp sarmaladı beni .

Tanınan ünlü bir roman yazarı ve ona çocukluğunu ,genç kızlığını düşünmeden umursamadan feda eden güzel bir kadın . Ona göre sevdiği adam için feda ettikleri o kadar sıradan ki öyle çok seviyor ki adamı bu kadarı imkansız dersiniz .

Bir çok kisi sorunlu bir kadının saplantısı olarak düşünür bilinmeyen kadını ,belki bir nebze doğrudur evet ama şu da bir gerçek ki kadın adami gerçekten çok sevmiştir.
adam herşeyden habersiz hayatını sürdürürken kadın ona ait şeylerle öyle çok mücadele verir ki hem ona hemde onu bir türlü tanımayan adama defalarca öfkelendigim doğrudur.

Hem kızdığım aptal diyerek yargiladığım hem de imrendiğim bilinmeyen kadın ömrünün son saatlerinde yazdığı bir mektupla onu hiç tanımayan adama nasıl çok sevileceğine dair çok güzel bir ders verir .bence kitabin devamı olsaydı o adamin ne denli yıkıldığını görürdük .

İnsanların ne kadar duygularla yaşadığını psikolojinin ne denli zayıf olduğunu gözler önüne serer .
Sevdiği adamin hayaliyle geçirdiği çocukluk, gençlik ve mücadele dolu hayatla birlikte  adamdan kalan son kırıntıları saklamak korumak adına kendinden bedeninden defalarca vazgeçen bir kadın .

Genç adama gelen göndericisi belirsiz mektup ona öyle bir anlatırki onu belki kenidisi bile bu denli farkında olmamıştır kendinin.
Yaşattığı onca şeye rağmen her doğumgününde göndereni belli olmayan o beyaz güller ve elinde aşkından kalan son hatırayı da kaybeden bir kadının tanrıya olan inancını yitirmesi nasıl yorumlanır ki ...


Stefan zweig'in romanlarında ki güçlü psikolojik gözlemleri bu kitapta da gözler önünde aşkın farklı bir boyutunu ele alan kitap  bitirdiğinizde etkisinden kurtulamayacağıniz tarzda .

Sözlerin tükendiği kitaplardan biri bilinmeyen bir kadinin mektubu
 iyi okumalar .
Görüşmek üzere ...