yetişkin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yetişkin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Aralık 2016 Pazartesi

Ateş Laneti-Jeaniene Frost/Gece Prensi Serisi

    Merhaba arkadaşlar, nasılsınız? Her ne kadar bugünlerde ülkemizde iyi olmak çok zor olsa da umarım iyisinizdir. Ülke olarak çok zor bir zamandan geçiyoruz ve umarım bunu daha fazla acı almadan atlatmayı başarabiliriz. Şehitlerimizin ailelerine başsağlığı dilemekten başka hiç bir şey gelmiyor malesef elimden. Diliyorum böyle bir şeyi bir kez daha yaşamayız.
    Size bugün Ateş Laneti'ni getirdim. Her ne kadar çok güzel olsa da ülkemizde devamını bulamadığım bir kitap malesef. Frost kitabında çok ünlü bir klişeyi alıp sıradışı bir kahramana dönüştürmüş. Ve bunu başarılı bir şekilde yapmış kesinlikle. Esas karakterlerimizden biri Vladivaslav Basarab,namı diğer Vlad Tepesh. Ya da illa bizim bildiğimiz adıyla söylemek gerekirse Kazıklı Voyvoda. Söylemem gerek,adam lakabının hakkını kesinlikle veriyor. Kazıklara inanılmaz bir düşkünlüğü var.
   Esas kızımız da Leila,ya da kitabın başında kullanmayı tercih ettiği ismiyle Frankie. Kendisi ailesinde uzak,sirkte çalışan genç bir bayan. Geçirdiği bir kaza sonucu büyük bir yaraya ve beraberinde kesinlikle hoşlanmadığı iki yeteneğe sahip oluyor. İlki,elektroşok. Dokunduğu herkese elektrik veriyor. İkincisi ise daha karanlık; sağ elini kullanarak insanlardan bilgi parçaları alıyor. Geçmiş ya da gelecek fark etmeksizin. Zaten başını belaya sokan da bu yeteneği oluyor. 
    Leila sadece insanlardan oluşan bir dünyada yaşamadığının farkında. En yakından tanıdığı diğer türse vampirler. Yine de bir grup vampir tarafından kaçırılmayı beklediği söylenemez tabi...
   Leila'dan bekledikleri çok basit olsa da inanılmaz derecede tehlikeli bir şey. Kimliğini söylemedikleri çok güçlü bir vampirin izini sürmesini istiyorlar. Sonrasında Leila'yı yaşatmak gibi bir niyetlerini az çok tahmin edebilirsiniz sanırım. Leila da bu gerçekten yola çıkarak büyük bir kumar oynuyor; Ateş Çıkaran'a neler olduğunu bir bir anlatıyor ve güvenliğine karşılık onunla anlaşma yapıyor. Komik olan şu ki,Leila Ateş Çıkaran'ın çok güçlü olduğunu anlamış olsa da hâlâ kim olduğuna dair bir fikri yok. Duyunca da inanmıyor ya,neyse...
   Vlad Tepesh ise yeni bulduğu hazineyi bırakmaya niyetli değil. Leila'yı tutmak niyetinde,ister misafir olarak ister tutsak... Tamamen Leila'ya kalmış bir durum.Yaşamaya meraklı ve zeki bir kız olan Leila seçmesi gereken yolu akıllıca buluyor.
   Zamanla çiftimizin arasında yarı güvene dayalı -ve kesinlikle 'tam kapsamlı' şehvete dayalı- bir iş ilişkisi gelişiyor. Zamanla iş ilişkisinden daha başka bir şeye dönüştüğü doğru olsa da ilk adımlar tamamen buna dayalı. 
    Bir yandan Leila Vlad'a düşmanlarını bulmasında yardımcı olurken bir yandan da Vlad Leila'ya güçlerini nasıl silah olarak kullanabileceğini gösteriyor. Geçmişiyle yüzleşmesinde teşvik edici bir rol oynuyor. 
   Ancak geçmişiyle yüzleşmesi gereken tek kişi Leila değil,Vlad'ın uzın zaman önce yok ettiğini sandığı düşmanı yeniden yükseliyor ve geçmişi de kendisiyle beraber getiriyor. Ölümcül düşmanlar,beklenmedik ihanetler ve entrikalardan oluşan bir ağın içine dolanmış bir serüven kitap boyunca son sürat ilerliyor. 
   Nefesinizi tutarak okuyacağınız,bitirmeden de elinizden bırakmayacağınız bir kitap,sizi temin ederim. Kitaptaki tek sorun,esas karakterin -ya da yazarın,bilemiyorum- Türklere inanılmaz bir nefret duyması.  Yani,her kitabın bir kötü karakterinin olması gerektiğinin ve yazarın da yarihe dayanarak kurgusunu oluşturduğunun farkındayım ancak sanırım milliyetçi yanım biraz kendini ortaya serdi okurken. Kendime takılmamak gerektiğini söylüyorum, sonuçta başka bir ülke aynı şekilde yazıldığında zorlanmadan okuyabiliyorsak,tarafsız yargılayabilmek adına bunu da rahatça okumamız lazım,değil mi?
   Yine de,harika bir kitaptı. Türkiye'de bulamayınca devamını yurt dışından getirtmek durumunda kaldım ama pişman olduğumu söyleyemem. Okumanızı tavsiye ederim. Bir dahaki görüşmemize kadar kendinize iyi bakın arkadaşlar...

5 Aralık 2016 Pazartesi

Pabucumun Ajanı-1-2 / Asude

    Selam gençler,nasılsınız görüşmeyeli? 😊 Türkçe bir paylaşım yapmayalı bayağı oluyor sanırım,bunun için özür dilerim. Bunun nedeninin temel olarak okumaya ara vermek zorunda kaldığımı,okuma fırsatı bulduğum az sayıdaki kitabın da genel olarak İngilizce olduğunu söyleyebilirim. 
   Pekâlâ,bugün bloga ilk defa kendi çektiğim bir fotoğrafı yükledim. Instagram'da kullanıyordum ama buraya hiç koymamıştım,yorumlarınızı bekliyorum. 😊 Ayrıca ilk defa bir blog yazısında iki kitabın birden tanıtımını yapacağım çünkü üzülerek söylemek zorundayım ki iki kitaplık bu seride ayrı ayrı yazı yayınlayacak kadar dolgun bir konu ya da içerik yok. Bir daha böyle bir şeyi yapmayı planlamıyorum,merak etmeyin...
   Konuya geçecek olursak;elimizde bir genç kızımız var,adı Deniz. Kendisi işsizlikten ve genel olarak sistemden bıkmış,son yaşadığı talihsizlikle de çileden çıkıp akıl kârı olmayan bir şeye girişmiştir. İş başvurusu yapacağı şirkete geç kalan ve akabinde onu arayacaklarını söyleyen son bir cevap daha aldıktan sonra Deniz,bulduğu ilk internet kafeye dalıp özgeçmişini normal bir günde cesaret edip ağzına bile alamayacağı hakaretlerle dolduruyor ve o pespaye haliyle gördüğü ilk büyük şirketin kapısından giriyor. Bir araya getirilmiş ve üzerine düşünülmemiş birden fazla yalanın da yardımıyla - ve kesinlikle şirket yöneticisinin yakıp kavuran öfkesiyle 😉- işe,kesinlikle beklemediği bir şekilde, kabul ediliyor.
   Olayı az çok anladık,şimdi bir de esas karakterlerimize göz atalım bakalım. Deniz;fazlasıyla sakar,inanılmaz geveze ve daha da kötüsü nerede susmasını bilmeyen,hayatıyla ne yapacağı hakkında bir bilgisi olmayan yirmili yaşlarında genç bir bayan. Tuna ise genç yaşına rağmen şirkette inanılmaz yüksek bir yere ulaşmış,kariyerinin altın yıllarını altını bile sönük gösterecek bir şaşaaya taşımış,zeki,fazlasıyla sert ve - tahmin edin bakalım 😒 - aşırı derecede maço bir adam. Düzensizliğe,beceriksizliğe ve ya hak edilmeden istenen yerlere ( Deniz'e karşı olan tavrını anlayın diye söylüyorum ) hiç bir şekilde tahammülü yok. Ancak Deniz'in adını vererek girdiği Ahmet Bey'e ders olsun da bir defa daha böyle bir şey istemesin diye Deniz'i kabul ediyor. Hem de özgeçmişi okumadan.
    Sonrasında olanlarsa az çok tahmin edilebilir,Deniz özgeçmişi almaya çalışsa da kesinlikle ve tamamen başarısızlığa uğruyor. Tuna sonunda özgeçmişi okuduğunda ise bir dakika bile geçirmeden onu kapının önüne koyuyor doğal olarak. Amcak iş burada bitmiyor.Deniz birkaç gün sonra eşyalarını almaya gittiğinde ayrılırken yine Denizliğini konuşturuyor ve asansörde yanlış kat düğmesine basıyor. Garaj katında Tuna'yı vurmak üzere olan bir adama karşı uyarıyor ve ikisi de son anda paçayı sıyırıyor. Temel bir sorun var,tetikçinin yüzünü sadece Deniz görmüş durumda ve tahmin edileceği gibi bu Tuna ile Deniz'i daha ayrılmadan yeniden aynı denklemin içine atıyor. 
   İlk kitapta kayda değer tek olay bu diyebilirim. Geri kalanı daha çok Deniz'in Tuna'yı sinir etmesi,ona neredeyse kelimenin tam anlamıyla ağzının sularını akıtarak bakması ve onun gibi olaylarla dolu.
   İkinci kitaptaysa serinin adını almasına sebep olan olaylar kendini gösteriyor. Bizim sarsak Deniz'imiz şirkete kabul sözleşmelerini imzalarken neye iza attığına - doğal olarak - bakmayıp hiç tanımadığı birinin eline kendi imzasının bulunduğu boş bir kağıt gibi bir koz veriyor. Aynı arkadaşlar Deniz'in kapısına dayanarak,ondan şirkette kendileri adına ajanlık yapmasını istiyorlar. 
   Kavgalar dövüşler cilveleşmelerle geçen belli bir sürenin sonunda Deniz bunu yapamayacağını söyleyince işler sarpa sarıyor tâbi.  Ve Deniz'in berbat oyunculuk becerileriyle bir şeyler olduğunu anlayan Tuna,ne olduğunu bulmak için harekete geçip fazlasıyla yanlış gerçeklerle yüz yüze geliyor. 
   Sonra ne geldiğini tahmin edebilirsiniz sanırım. Tuna yeniden,bu defa çok daha berbat bir şekilde,Deniz'i kapının önüne koyuyor, gerçek anlamda. 
   Size mutlu sonun nasıl geldiğini de anlatmak isterdim ama şu an bile yeterince açık vermiş durumdayım,orasını size bırakdam daha doğru olur sanırım. 😃 Kitapla ilgili çok büyük iki sorunum olduğunu söyleyebilirim. İlki Deniz'in, Tuna'ya içeriye bakmadan sadece dış görünüşe bakarak vuruluyor olması. Ve her seferinde de bunu okuyucunun gözüne sokmayı ihmal etmiyor. Yanlış bir yönlendirmenin özellikle de okuyucu kitlesi olan genç arkadaşlar üzerinde kötü bir etki bırakma ihtimali olduğuna inanıyorum. 
   Bir diğer sorunsa çok yüzsüz olması,gurunu inatla hiçe sayan,karşılaştığım az sayıdaki karakterlerden birisi. Tuna'nın söylediği onca hakarete, birden fazla kez evden gerçekten onur kırıcı bir biçimde atılmasına rağmen bunları silip silip yeniden onun kollarına dönüyor. Aşkta gurur olmaz lafını pek çok kez duymuş biriyim ve bir yere kadar ben de buna katılırım ancak bu seviye Pabucumun Ajanı'nda inanılmaz derecede fazla. 
   İçindeki yer yer eğlenceli diyaloglar sayesinde okuması zevkli bir kitap olsa da para verdiğime üzüldüğüm tek seri diyebilirim. Eğer siz okuduysanız umarım benden daha fazla tat almışsınızdır. 
   Bir sonraki paylaşıma kadar hoşçakalın şekerler,kitapların size sunduğu dünyaların keyfini çıkarın. 😙😙


25 Temmuz 2016 Pazartesi

Aşk Nöbeti-Ayşe/ Savaşma Seviş Serisi

  Merhaba arkadaşlar,ben Charmzura. Bugün size Wattpad orijinli,yeni çıkmış bir kitap getirdim. Aslında bu haftaki diğer paylaşımda da oradan,henüz yayımlanmamış bir kitap paylaşacağım. 
   Son zamanda Wattpad'e bayağı sardığımı söyleyebilirim cidden. 😃 Hepsi çok başarılı olmasa da gerçekten saklı kalmış cevherler de çıkıyor gördüğünüz gibi... Aşk Nöbeti de onlardan birisi işte! Pek çok yerinde gerçekten çok fazla güldüm. Alışılmışın dışında yaptığı benzetmelere ayrıca bayıldım. 😍 Özellikle bir yeri hâlâ kulaklarımda çınlıyor ama sayfanın selameti için o kısmı yazmamayı tercih ediyorum. 😅 
   Konuyu size tamamen açıklamayacağım ama merakınızı kamçılayacak kadar vereceğim. Kitabı kendinizin keşfetmenizi istiyorum. Okuduğunuz zaman buna değdiğini göreceksiniz diye inanıyorum. Ve bunu söylemek benim için çok büyük bir şey cidden,çünkü ben çok az Türk yazarı başarılı buluyor ve daha da azını böylesine övüyorum. 
   Pekala, şimdi sizi esas oğlanla tanıştıralım;umarım bordo bereli sarışınları seviyorsunuzdur çünkü Ulaş Akahan bordo bereli timine mensup sarışın bir afet oluyor. 😃 Hiç sektirmeden kadın kaldıran kazanova bizim bu arkadaş.
   Esas kızımız Alin ise daha on sekizine yeni girmiş,naiflikle pek alakası olmayan,hem deli hem de kendi sağlığı için fazla cesur,tam badass bir kız. 😏 Annesinin ölümünden kısa bir süre sonra babası Alin'i hiç bir şekilde istemediği bir adama vermeye kalkınca, uzun zamandır görmediği abisini arayarak durumunu haber veriyor ve İstanbul'a doğru yola çıktığını otobüse binmeden hemen önce haber veriyor. 
   Yurt dışında gizli bir görevde olan abi ise bunu öğrenir öğrenmez,aynı evi paylaştığı en yakın arkadaşı olan Ulaş'ı arayarak kız kardeşine göz kulak olmasını söylüyor. Hikaye tam da böyle başlamış oluyor arkadaşlar... 😉 
   Bizim koç öncesinde bebek bakıcılığı yapması gerektiğini düşünse de Alin'i görünce şikayetler eksilere kadar düşüyor. 😃 Sonrasında ise işler kesinlikle hiç bir şekilde beklenmeyecek bir yola giriyor.
   Ama malesef olay o kadar basit değil çünkü önce meşhur kazanova Ulaş Akahan'ın söylediklerini yutması,kendisini yeni düşmanı eski en yakın arkadaşı Alihan'a (nam-ı diğer Alin'in ayabeyi) kanıtlaması gerekiyor. 😃
   Kitapta ayrıca karakterlerimizin önce kendilerine,sonra birbirlerine ve daha sonra ise birlikte başkalarına karşı verdikleri savaşa şahit oluyoruz. Basılmış kitabı okuma şansım olmadı henüz,ancak eğer değişiklik yapılmadıysa size kitabın içinde cesur sahbelerin yer aldığını söyleyebilirim. İnsanı bir tane Ulaş Akahan'a sahip olmak için dua eder hale sokuyor yani 😍😃 Gerçekten başarılı yazılmış bir eser,okuyun derim.
   Kitabın da gününüzün geri kalanının da keyfini çıkarın,kocaman öpüyorum. 😙😙